Cumartesi, Haziran 24, 2006

yolda

Gittikleri yön denizi karşılarında tutuyordu, sonra her iki yanda, daha sonra sağda, etraflarında ve en sonunda karşılarında. Adam, arabadan isteksizce indi; aklı radyoda çalan şarkıda kalmıştı, unutamayacaktı yolculuğu boyunca bu şarkıyı, biliyordu.
Taksici, günlük benzin parasını çıakrttığı için bu müşteriye saygıda kusur etmemesi gerektiğini düşündü; herkesten daha veli ve her şeyden daha nimetti kendisi için. Bagajın kapağı açıldı, çanta dışarı çıkartıldı, ağır mıydı, belki, göreceli işte.
Adam, çantasını sol eline aldı, sağ elinde sigarasını tutmaktaydı o sırada. Fili ters bir deve. Basamakları çıktı, hızlı olmayı isterdi, ya da genç olmayı; her ikisi de değildi velhasıl, acınacak durumdaydı, acıyan olmadı. Garın girişindeki büyük panoyu inceledi, trenin kalkmasına az bir zaman kalmıştı, kaç numaralı peronda olduğunu okudu. Ve geriye dönüp yürümeye başladı, sözkonusu peronun gerçekten varolup olmadığını kontrol etmek için.
Oksijen solumaktan nefret eden elliye yakın insanla birlikte bir numaralı vagondaki yerini aldı, çantasını başının üstündeki bölüme sıkıştırdı, pencereye başını yasladı; ve insanları izlemeye başladı. Gülen, ağlayan, çok konuşan, öksüren, hapşıran, burnunu çeken, burnunu karıştıran, sigara içen... insanları.
Hafif bir sarsılma hissetti, trenin sireni öttü, ve yol almaya başladı.
Deniz, artık, geride kalmıştı...

21.11.05
Saint-Etienne

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home