yola çıkış
Yola çıkarken yanına almasını öğütlediği eşyaların hepsini bir çantaya tıktı adam, annesinin. Sorun olan nokta, başlangıç idi, devamı gelirdi; fikrini değiştirmemek için yola çıkış anında, önceden yapmıştı hazırlığını. Geriye dönüş, her zaman mevcuttu gerçi, farkındaydı, biliyordu.
Uzun saçlarını siyah bir tokayla toplamıştı; lakin, başının her iki yanından bir tutam saç aşağı sarkarak yer çekimine itaat ediyordu. Aynada kendini inceledi kısa bir süre, örümcek ağına takılmış bir sineğin ölümü beklediği süreden daha kısa bir zamanda yaptı bunu. Sakalları çok uzamıştı, kesse miydi; üşendi, hem kış aylarında suratını sıcak tutuyordu vücudunun en çok halka açık kısmındaki bu kıllar.
Amma şişmanlamıştı! Çocuk yaşta spor yapmaya başlayıp, ilk gençlik günlerinde bu alışkanlığı daha kalıcı ve zararsız alışkanlıklara teslim eden her erkek gibiydi. Alkol ve sigara onu yavaş yavaş öldürüyordu, farkındaydı, önemli değildi...
Gözleri yeşile mi çalıyordu ne bugün; gerçi, pek de umrunda değildi, zira ferini kaybedeli çok uzun zaman olmuştu gözleri. Hayat bir koymuştu, sonra da becerememişti çıkartmayı, ya da çıkartmak istememişti belki de...
Ayna karşısındaki lüzumsuz incelemesini bitirdiğinde, yatağının önüne geldi. Adı yatak, işlevi dolap bu eşyadan üzerine giyecek giysiler bakındı. Uzun sürmedi bu süreç de, hayatındaki diğer önemsiz ayrıntılar gibi...
Gökyüzünün bulutsuz ve güneşli günlerini andıran renkte bir kot pantolon, yeşil bir fnilavaari tişört ve onun üzerine en çok sevdiği kurumuş yaprak rengindeki kazağını seçti bu yolculuk için. Koyu yeşil renkteki atkısını ve ton olarak ondan hiç farkı olmayan parkasını üstüne geçirdi. Yeşil renginden nefret ediyordu, hem de anlatamayacağı kadar....
Kendini, hikayenin içinde bir süper kahraman gibi hissetti. Her hangi bir insani ihtiyacını giddermeye çalışmamasını sevdi...
Çantasını bıraktığı yerden aldı, neredeydi, ayrıntı işte, çabuk geçti, az sürdü. Kapıyı açtı, bir adım attı, geriye döndü, kapıyı kapadı, kilitlemedi, kapıların kilitlenmesine de karşıydı. Nedeni yoktu, muhalif olmayı seviyordu. Kendini gereksiz ve saçmasapan çıkışlarıyla tanınan Deniz Baykan gibi gömüyordu yine de, o herif gerizekalının tekiydi, kendisiyse henüz o aşamaya varamamıştı. Herkes bir gün ölümü tadacaktı, tatsınlardı zaten. -Lakin, bunun öyküyle herhangi bir alakasının olmadığının da apaçık farkındaydı-. Sikerlerdi öyküyü, ne olacaktı ki?
Velhasıl, merdivenlerden aşağı inmesi çok zamanını almadı; alamazdı, ikinci katta oturuyordu sadece, ve henüz "zemin katı" diye bir tabir icat edilmemişti bulunduğu apartmanda. Dış kapıdan da çıktıktan sonra, mandal olabilmeyi düşledi bir süre, önemsizdi işte, vazgeçti; vazgeçmeyi de muhalifliği kadar sevmiyordu.
Yine de, üşengeçliğine söz dinletmesi mümkün değildi, ortanca ve başparmaklarını dişlerinin arasına sıkıştırarak ıslık çaldı, ki tüm bu hareket boyunca sağ elini kullandı, vücudunun kendi kendini tatmin etmeyi başarabildiği uzvuyla. Islık, az ilerdeki taksi şöförünün dikkatini çekmiş olacaktı ki, sarı renkteki türk yapımı araba yaklaşmaya başladı. Nereye kadar yaklaşabilirdi ki? Kim, nereye kadar yakınında, içinde olabilirdi ki?
Fakat, tabii ki, söz konusu taksi şöförü kahramanımızın bu düşüncelerinden oldukça habersizdi, zaten onun içine girmek gibi bir isteği de yoktu. Aklındaki tek düşünce, o saatte Bayazid trafiğine girmemekti.
Girmediler de....
20.11.05
Saint-Etienne

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home