Cumartesi, Haziran 24, 2006

kısırdöngü

Et le temps passe... Geldiğimde kapı açıktı, içeri girdim, kapıyı bulduğum gibi bıraktım bir sonraki ”ben” için. Uzun bir koridora açıldı gözlerim, ve tabiii kapılar bir de, kırmızı ve mavi. Nedenini bilmiyorum ama, koridor bu iki rengin egemenliğine emanet etmişti kendini. O güne kadar hiç bir emanete hıyanet etmemiştim, önemsiz bir ayrıntı yerine koydum yaşadığım durumu; halen emanetlerle aram iyi zaten. Neyse, koridorun sonundaki merdivenleri gördüğümde, üzerinde buludnuğum kırmızı halının varlığını farkettim. Kırmızıyı sevmiyordum o günlerde, koştum, kaçmak için, geri dönebileceğim kapıyı unutarak. Barok dönemden kalma basamakları pis ayakkabılarımla çiğnedim. Bir üst kata ulaştığımda çok büyük bir terasa açılan yerden tavana bir kapı gördüm. Aslında bakılırsa, terasın farkına varmamıştım henüz. Kendimi dışarı attım, dışarı atacağımın farkına varmadan. Ve gariptir, ya da rüya belki, her ne ise artık, kendimi giriş kapısında buluverdim. Yeniden başlamak mı? Bu bir şans ya da seçenek değildi. Bunu yapmalıydım. Denedim, sadece kapılar yok olmuştu; ve yine teras ve giriş, ve sonrası, ve hep aynı... seçenek yoktu. Seçmedim de zaten....

14.01.06
Saint-Etienne

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home