Perşembe, Mayıs 11, 2006

daldı kırıldı
daldı çıkamadı
- “tutunacak dalım mı kaldı ki”, dedi adam, sigarasından bir nefes daha çekti, gözlerini yere dikti, hiç kaldırmadı.
“saçmalıyorsun” demeyi istedi yanındaki güzel kadın; oysa ki, tüm gerçeklerin farkındaydı; adamın, ölümü artık hak ettiğini de biliyordu. bir hak mıydı peki ölüm? ve yaşam denildiği gibi bir hediye miydi insanoğluna?
- “eskiden omuzlarının bulunduğu yerlere yumuşak kanatlar yerleşecek yakında”, deyiverdi kadın gayriihtiyari.
- “ölecekmişim gibi konuşuyorsun”. güldü. “haklısın belki de, sanırım gerçekten işim bitti. bunu hissediyorum”.
- “hepimiz öleceğiz. bazıları daha az yaşar sadece”. bu aptal muhabbetten sıkılmıştı kadın. birlikte olduğu tüm erkekler bir zaman sonra ortadan kayboluyorlardı bir şekilde. dile getirmek istemiyordu; ama, tutunacak bir dala ihtiyacı vardı sanki. bir şeylerin (neyin olduğunu bilmiyordu) yoluna gireceğine inanıyordu böylelikle; yine de sadece bir inançtı işte, insanların “tanrı”ları gibi yani...
- “tanrı olabilirim belki de ya da bilinçsiz bir mesih. acılarımın bir amacı olur böylelikle. evet, kesinlikle mesih olmalıyım ben”.
- “hepimiz tanrıyız bence, veya hiç birimiz değiliz; ki ikisi arasında hiçbir fark da yok zaten. tüm bunları boşverelim şimdi, gel gidelim evimize, biraz içeriz önce, sonra da tv seyrederiz”.
- “televizyonumuzu çöpe atabiliriz bence, bizi sadece köleleştiriyor, bunu sen de biliyorsun”.
- “tamam, tamam. bunları eve gidince konuşalım”.
kalktılar, evlerine gittiler, oturdular ve tv seyrettiler alkol alırken, sonra uykuları geldi, yataklarına geçtiler, sarıldılar ve uyudular. ne bir ölü çıktı o gece evden, ne de kayda değer bir olay gerçekleşti. sıradan bir gündü, ve her ikisi de bunun farkındaydılar. ölüme biraz daha yaklaşmışlardı sadece, var olan tek gerçek de buydu zaten.
güz 2001

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home