Cuma, Mayıs 12, 2006

Ben artık ölmek istiyorum (ikinci parti)

hava kirli, puslu değil mevsimine inat, istanbul’da. güleryüzlü çocukların ağlamaları susmuş, güneş tepede, yakıcı, bulandırıcı. karışıklık mı? karışıklık dizboyu… tepeden tırnağa ölümcüllük bitmiş gibi, bakar gibi, se(k)ssiz günleri özlerken, adım atılamayacak gibi… üçüncü katta olmanın verdiği şevkle intihar gibi. kara gibi, karamsar gibi, kedi gibi, koşan hızlı tavşanlar misali, ölümsüz tavuklar gibi…
terkedilen şehir mi, şehri terkeden kim? insan mı üzerinde yaşayan, bir yudum çay gibi sigara eşliğinde. uykum, uykum var evet, uykum var gibi. sesler uzaktan ve derinden uğultulu; ama sanki çokluğun sesi gibi. kalabalık uzaklaş, uzaklaş kalabalık. adamlar yok, ölü, savaş misali, kadınlar adam gibi. dünya sonuna yaklaşırken, doğa her şeyi yeniler gibi en baştan. tanrınıza inanmıyorum. tanrınıza inanmıyorum. tanrınıza inanmıyorum. adım tavana asılmış yapraklar gibi, takibi kolay, yakalaması zor. arkadaşlar, dostlar bir avuç su gibi, akıp giden, tutayım derken elimizden kayan bir sevgilinin eli gibi, ceylan gözlü sevgilimin elleri gibi…
kaba saba uçuşların yarattığı ince güzellikteki martılar her an açıp kanatlarını uzak diyarlara gidecekler gibi. tüm yaşananlar rüya gibi, düş gibi kabus gibi. tadına bakılmamış domatesler çürüyüp giderken, vücudun her tarafını fareler kemirir gibi. sivri dilli fareler kedilerden kaçar gibi. tersine varolanın terse zıt düştüğü gibi, adım ölüm kokuyor, tenim çabuk eriyen çikolatalı dondurma gibi, çalkalanıp duran deniz gibi… saat kaç itibariyle, sesi kulağımda yankılanıyor gibi, adın, koyamadığım bir sevginin ilk gözyaşları gibi, insan beynine sokulan ilk kelimenin dillere ayrılan farklılığı gibi, takip misali ağlaşan-kaçışan çocukların ellerindeki oyuncakları küçük yaşlarda bırakışları gibi, bin bir anlam yüklediğimiz annelerimiz gibi, annelerimizi elimizden alan babalarımız gibi, aynı yatakta yatan abla-kardeş gibi, tadına bakılmamış binlerce adiliği rüyasında gören kişinin uyandığında ağlaması gibi, arka masadan gelen laflara kulak asmadan işine devam eden genç gibi, orospu gibi, fahişe gibi, onları düzen adamlar gibi, kansız bedenime kan veren şarap gibi, üzüm ezmesi üzerinde dans eden köylü kızları gibi, yağmurların ardından ortaya çıkan gökkuşağı gibi, kimini ağlarken harcadığımız göz suları gibi, ağaçlarda yetişen meyveler gibi, toprağın tadını unutmayacak sebzeler gibi, deniz gibi, hava gibi, kara gibi, simsiyah palyaçolar gibi, şamanların önünde dans eden kızılderililer gibi, kilitli kapıyı açmaya çalışan hırsız gibi, bıktığımız yankılar gibi, yansımalar gibi, gideyim derken kalmak gibi, kalayım derken yollara düşmek gibi, gözümün önünde sevişen sinekler gibi, bir dağ yılanının usul usul sürünüşü gibi, ahlaksız erdemin götürüleri gibi, karşı konulamaz güçte çekilen atlar gibi, kör bir dilencinin eline para sıkıştırmak gibi, müziğe sığınmak kaçıp kurtulmak ister gibi, düzene sıkışmış insanlar gibi, kendi kendini yalanlayan orkide çiçekleri gibi, arkalaşmış okulların inanılmaz sıkıcılığı gibi, tepeden tırnağa çıplak gibi, gökyüzünü boyamaktan vazgeçmek gibi, atılıp gitmek-gidip gelememek gibi, karşılıksız sevgiler gibi, adını bilmeyen adamlar gibi…
…işte tüm bunlar gibi sıkıldım… sıkıldım… sıkıldım….. ölesiye sıkıldım var olanlardan….

tüm kaotik düşüncelerimle
BEN ARTIK ÖLMEK İSTİYORUM

kış 2001

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home